Murat Kaç Yaşında Öldü? Bir Defter Sayfasında Kalan Sessiz Hikâye
Kayseri’de soğuk bir kış akşamıydı. Penceremin kenarına oturmuş, yıllardır tuttuğum günlüklerden birini karıştırıyordum. Kar yağışı yavaş yavaş sokakları beyaza boyarken elim eski bir sayfaya takıldı. Tarihi görünce içimde tuhaf bir sızı hissettim. Bazı günler vardır, üzerinden yıllar geçse bile insanın içine aynı ağırlıkla çöker.
O sayfada sadece birkaç cümle vardı:
“Murat bugün yine güldü. Herkes onun güçlü olduğunu düşünüyor ama ben gözlerinin içindeki yorgunluğu görüyorum.”
Bu cümleyi yazdığımda 25 yaşında bile değildim. Şimdi yine 25 yaşındayım ve hâlâ günlük tutuyorum. Çünkü bazı insanları unutmanın mümkün olmadığını öğrendim. Bazı isimler sadece bir isim değildir; bir dönemi, bir duyguyu, bir yarım kalmış hayali temsil eder.
Murat da benim hayatımda öyle biriydi.
Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında Başlayan Dostluğumuz
Bugün sizlerle “Murat kaç yaşında öldü” konusunda işinize yarayabilecek bilgileri paylaşacağız.
Murat’la Kayseri’de tanıştığım günü hâlâ hatırlıyorum. Kışın sert geçtiği günlerden biriydi. Hava soğuktu ama şehir her zamanki gibi kendi sakinliğiyle yaşamaya devam ediyordu. İnsanlar işlerine yetişiyor, dükkânlar kepenklerini açıyor, sokaklarda çay kokusu yayılıyordu.
Ben o zamanlar çok fazla konuşan biri değildim. İçimde birçok duygu biriktirir, çoğunu günlüklerime yazardım. Murat ise tam tersiydi. Girdiği ortamda hemen fark edilen, insanlara enerji veren biriydi.
Ama onu tanıdıkça başka bir yönünü gördüm.
Herkese neşeli görünmesine rağmen içinde taşıdığı yükleri kimse bilmiyordu.
Bir gün Talas taraflarında yürürken bana şöyle demişti:
“İnsan bazen herkese iyi görünmeye çalışırken kendi yorgunluğunu unutuyor.”
O cümle beni çok etkilemişti. Çünkü ben de çoğu zaman aynı şeyi yapıyordum. Dışarıya güçlü görünmeye çalışıyor, içimde kopan fırtınaları kimseye anlatamıyordum.
O gün Murat’la sadece arkadaş olmadık. Birbirimizin sessizliğini anlayan iki insan olduk.
Günlüğümdeki En Zor Sayfa
Hayat bazen insanlara beklemediği sınavlar çıkarıyor. Murat’ın hayatında da bazı zorlu dönemler oldu. Onun hayallerini, planlarını, geleceğe dair umutlarını dinlerdim.
Küçük şeylerden mutlu olmayı bilen biriydi. Bir bardak çayın sıcaklığı, eski bir şarkı, akşam yürüyüşü onun için yeterliydi.
Ben ise bazen gelecekle ilgili çok fazla kaygılanırdım. “Acaba istediğim hayatı yaşayabilecek miyim?” diye düşünürdüm.
Murat bana hep umut verirdi.
“Her şey hemen olmak zorunda değil,” derdi. “Yavaş ilerleyen şeylerin de değeri var.”
Bu sözleri duyduğumda içimde büyük bir huzur oluşurdu.
Ama sonra hayatımızın en ağır günlerinden biri geldi.
O günü günlüğüme yazarken ellerim titriyordu. Çünkü insan bazı gerçekleri kabullenmekte zorlanıyor. Bir telefon konuşmasıyla bütün hayatın değişebiliyor.
Murat’ın artık aramızda olmadığını öğrendiğimde uzun süre hiçbir şey söyleyemedim.
Sadece odama geçtim.
Masamın üzerinde duran günlüğümü açtım ama yazamadım.
İlk defa kelimeler bana yetmedi.
Murat Kaç Yaşında Öldü? İçimde Kalan Cevap
Murat’ın ardından birçok kişi aynı soruyu sordu:
“Murat kaç yaşında öldü?”
Bu soru basit gibi görünüyordu ama benim için sadece bir sayıdan ibaret değildi. Çünkü bir insanın yaşı, onun yaşadığı anıları, kurduğu hayalleri ve bıraktığı izleri anlatmaya yetmiyordu.
Murat 34 yaşında öldü.
Bu cümleyi yazmak bile hâlâ bana ağır geliyor.
Çünkü 34 yaş bana çok uzak görünmüyor. İnsan o yaşa gelene kadar daha yaşayacak çok şeyi olduğunu düşünüyor. Yeni planlar yapıyor, yeni başlangıçlara hazırlanıyor, daha göreceği güzel günler olduğuna inanıyor.
Murat’ın da vardı.
Onun yarım kalan hayalleri vardı.
Görmek istediği yerler, yapmak istediği işler, söylemek istediği sözler vardı.
Bazen düşünüyorum da insan hayatın ne kadar kısa olduğunu ancak kaybettiklerinden sonra anlıyor.
Bir Akşam Çayında Kalan Hatıra
Murat’la son uzun sohbetlerimizden birini çok net hatırlıyorum.
Bir akşam Kayseri’de küçük bir çay bahçesinde oturuyorduk. Hava serindi. İnsanlar yavaş yavaş evlerine dönüyordu. Masamızda iki bardak çay vardı ve uzun uzun konuşuyorduk.
Bana gelecekle ilgili planlarından bahsetmişti.
Gözlerinde bir heyecan vardı.
O an onun ne kadar umut dolu olduğunu fark ettim. Belki de insanı en çok yaralayan şeylerden biri bu oluyor: Birinin içinde bu kadar fazla yaşam isteği varken onu kaybetmek.
O gece eve döndüğümde günlüğüme şunu yazmıştım:
“Murat’ın en güzel tarafı, hayat zor olsa bile güzellik aramayı bırakmaması.”
Aradan zaman geçti ama o cümle hâlâ benimle.
Ne zaman zor bir dönemden geçsem, Murat’ın o sakin sesini hatırlıyorum.
Kaybetmenin Öğrettiği Şeyler
Murat’ın ölümünden sonra çok şey değişti.
Eskiden bazı şeyleri daha fazla önemserdim. Küçük kırgınlıkları büyütür, gereksiz düşüncelerle kendimi yorardım.
Ama bir insanın hayatından çıkıp gitmesi bana başka bir şey öğretti.
Sevdiğimiz insanlara sevgimizi göstermek için beklememeliyiz.
Bir telefon etmek için özel bir gün aramamalıyız.
Birinin değerini anlatmak için onu kaybetmeyi beklememeliyiz.
Çünkü bazı insanlar gittikten sonra geriye sadece hatıralar kalıyor.
Ve hatıralar ne kadar güzel olursa olsun, bazen insan yine de “Keşke bir kez daha konuşabilseydim” diye düşünüyor.
Ben de bunu çok düşündüm.
Keşke son kez oturup daha uzun konuşsaydık.
Keşke ona daha fazla teşekkür etseydim.
Keşke hayatımda bıraktığı izi ona anlatabilseydim.
Bu düşünceler bazen içimde büyük bir hüzün oluşturuyor.
Ama aynı zamanda bana umut da veriyor.
Çünkü Murat’ın bana öğrettiği en önemli şeylerden biri şuydu:
Hayat devam ederken güzel şeyleri fark etmek gerekiyor.
Günlüğümde Yaşamaya Devam Eden Bir İnsan
Hâlâ günlük tutuyorum.
Bazen eski sayfaları açıyorum.
Murat’ın adını gördüğümde yüzümde küçük bir tebessüm oluşuyor. Çünkü onu sadece kaybettiğim biri olarak hatırlamak istemiyorum.
Onu gülen haliyle, umut eden haliyle, insanlara iyi davranan haliyle hatırlamak istiyorum.
Bir insanın gerçek ölümü, sadece nefesinin kesildiği an değildir diye düşünüyorum.
Asıl unutulduğunda kaybolur insan.
Murat ise unutulmadı.
Onu tanıyan insanların hikâyelerinde yaşamaya devam ediyor.
Bir arkadaşının güzel bir anısında, ailesinin anlattığı bir cümlede, benim yıllardır sakladığım günlük sayfalarında yaşamaya devam ediyor.
Son Bir Sayfa ve Bitmeyen Bir Hikâye
Bugün yine günlüğümü açtım.
Yeni bir sayfa vardı önümde.
Uzun süre kalemi elimde tuttum ve düşündüm.
Murat’ın hayatı kısa mıydı?
Belki yıllara bakınca öyle görünebilir.
Ama bir insanın kaç yıl yaşadığı kadar, o yıllara ne sığdırdığı da önemlidir.
Murat 34 yıl yaşadı.
Ama o 34 yılın içine dostluklar, sevgiler, umutlar ve insanların kalbine dokunan anılar bıraktı.
Ben Kayseri’de küçük bir odada oturup eski defterlerimi karıştırırken bunu daha iyi anlıyorum.
Bazı insanlar hayatımızdan gider ama içimizden gitmez.
Bazı sesler yıllar sonra bile kulağımızda kalır.
Bazı cümleler hiç eskimez.
Murat’ın bana bıraktığı en büyük miras belki de şuydu:
Hayatı ertelememek.
Sevdiğimiz insanlara değer verdiğimizi göstermek.
Küçük anların kıymetini bilmek.
Çünkü sonunda geriye kalan şey sahip olduklarımız değil, yaşadığımız ve hissettiğimiz anlardır.
Ve bazı insanlar, aramızdan ayrılsa bile hikâyemizin en güzel sayfalarında yaşamaya devam eder.