Famo sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Eminonunde nereler gezilir” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!
Eminönü’nde Kaybolduğum Gün
Benzer Bir Yazı: Başa takılan şeyin adı nedir ?
Famo okurlarına özel hazırlanan bu içerikte “Eminonunde nereler gezilir” hakkında en önemli detayları derledik.
Kayseri’den İstanbul’a uzanan içimdeki sessiz kırılma
Kayseri’de büyümüş biri olarak kalabalığa alışığım sanırdım ama İstanbul başka bir şeymiş. Bunu en net Eminönü’ne ilk indiğim gün anladım. Otobüsten inip vapur seslerinin, martı çığlıklarının ve insan uğultusunun birbirine karıştığı o sahile doğru yürürken içimde garip bir heyecan vardı. Sanki yıllardır tanımadığım bir şehir beni çağırıyordu ama aynı zamanda biraz da dışarıda bırakıyordu.
O gün cebimde fazla para yoktu, büyük planlarım da. Sadece yürümek, görmek ve biraz da içimdeki düğümü çözmek istiyordum. Çünkü Kayseri’de son aylarda yaşadığım şeyler kolay değildi. Bir yandan hayal kırıklığı, bir yandan “burada mı kalacağım?” sorusu. Eminönü’ne inerken içimden tek bir cümle geçiyordu: Belki burada bir şey değişir.
Eminönü sabahı: kalabalığın içinde yalnızlık hissi
Eminönü sabahı başka bir ritimde yaşıyor. Herkes bir yerlere yetişiyor, kimse kimseyi beklemiyor. Ben ise ortada kalmış gibiydim. Ne tam turist, ne tam yerli… Sadece biraz kaybolmuş bir genç yetişkin.
İlk olarak Eminönü Meydanı’na çıktım. Ayaklarımın altındaki taşlar bile sanki yüzyıllardır bu kalabalığı taşıyordu. Martılar simit peşinde dönerken, insanlar vapura yetişme telaşındaydı. O an içimde garip bir boşluk hissettim. Sanki herkesin bir yönü vardı ama benim yönüm biraz dağınıktı.
Tam o sırada düşündüm: Eminönü’nde nereler gezilir? Bu soru zihnimde bir harita gibi açıldı ama cevaplarını ben değil, sokaklar verecekti.
Mısır Çarşısı: kokuların hafızaya dönüştüğü yer
Kalabalığın içinden kendimi Mısır Çarşısı’na attım. Daha kapısından girerken bile değişti her şey. Baharat kokuları, lokum tatlılığı, kahvenin ağır ama tanıdık kokusu… Hepsi üst üste binmişti.
Bir dükkânın önünde durdum. Kırmızı toz biberlerin yanındaki sarı safran bana Kayseri’de annemin mutfağını hatırlattı. Bir an durup yutkundum. Garip bir özlem hissettim. Sanki çok uzaklarda bırakılmış bir hayat vardı ve ben onu ilk kez fark ediyordum.
Satıcı “tadına bak evladım” dediğinde istemsizce gülümsedim. O an içimdeki yalnızlık biraz yumuşadı. Çünkü İstanbul, kimseyi tamamen yalnız bırakmıyordu; sadece biraz sabır istiyordu.
Yeni Cami’nin gölgesinde iç sesimle yüzleşme
Mısır Çarşısı’ndan çıktığımda karşıma Yeni Cami çıktı. Görkemli duruyordu ama beni asıl etkileyen ihtişamı değil, sessizliğiydi. Dışarıdaki kalabalığa rağmen avluda bir durulma vardı.
İçeri girip kısa bir süre oturdum. Ne dua ettim ne de bir şey istedim. Sadece düşündüm. Kayseri’de bıraktığım insanlar, yarım kalan konuşmalar, ertelenmiş hayaller… Hepsi bir anda zihnime doldu.
O an kendime itiraf ettim: Ben aslında değişmek istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum. Bu cümle içimde ağır ama dürüst bir yere oturdu. Belki de en zor şey buydu; kendinle dürüst olmak.
Galata Köprüsü: suyun üstünde yürürken değişen düşünceler
Öğleye doğru Galata Köprüsü’ne doğru yürüdüm. Rüzgâr sertti ama rahatsız etmiyordu. Aksine, içimdeki karmaşayı biraz dağıtıyordu.
Köprüye çıktığımda altımda Boğaz’ın akışı vardı. Balık tutan insanlar, sigara dumanına karışan sohbetler, uzakta geçen vapurlar… Hepsi bir film sahnesi gibi duruyordu.
Bir balık ekmek aldım. O an hayatımda ilk kez bu kadar basit bir şeyin bu kadar iyi hissettirdiğini fark ettim. Oturup denize bakarken içimde küçük bir umut filizlendi. Belki de her şey bu kadar karmaşık değildi. Belki sadece yürümek gerekiyordu.
Eminönü’nde nereler gezilir?
O gün orada dolaşırken zihnimde tek bir şey netleşti: bu bölge sadece gezilecek yerlerden ibaret değildi, aynı zamanda insanın içini de gezdiriyordu.
Mısır Çarşısı’nda kokular arasında kayboluyorsun. Yeni Cami’de kendi sessizliğinle yüzleşiyorsun. Galata Köprüsü’nde ise hayatın akışını izliyorsun. Sirkeci tarafına yürüdüğünde eski İstanbul’un izleri seni karşılıyor, Tahtakale’nin dar sokaklarında ise bambaşka bir ticaret ruhu hissediyorsun. Vapur iskelelerinde ise insanlar gidiyor, geliyor, ama kimse tam olarak yerinde sabit kalmıyor.
Eminönü’nde nereler gezilir? diye soran biri aslında sadece yer değil, his de arıyordur. Çünkü burada gezmek, biraz da kendinin içinde dolaşmaktır.
Sirkeci’den gelen eski zaman hissi
Sirkeci’ye doğru yürüdüğümde binaların arasındaki eski İstanbul kokusu daha da belirginleşti. Tren raylarının sesi, geçmişten gelen bir yankı gibi geliyordu kulağıma. Orada durup uzun süre sadece baktım.
Bir an kendimi başka bir zamanda gibi hissettim. Sanki ben değil de daha eski bir versiyonum yürüyordu orada. Daha kararsız, daha kırılgan ama bir o kadar da umutlu.
Tahtakale’nin dar sokaklarında sıkışan düşünceler
Tahtakale’ye girdiğimde kalabalık daha da sıkıştı. Dar sokaklar, üst üste sesler, birbirine karışan insanlar… Başta bunaldım. Hatta biraz kaçmak istedim.
Ama sonra fark ettim ki bu sıkışıklık aslında hayatın kendisiydi. Her şey düzenli olmak zorunda değildi. Bazen karışıklığın içinde de bir akış vardı.
O an içimdeki hayal kırıklığı biraz daha şekil değiştirdi. Artık ağır bir yük gibi değil, geçici bir durum gibi duruyordu.
Vapur iskeleleri ve gitme isteği
Günün sonunda tekrar iskeleye döndüm. Vapur bekleyen insanların yüzlerinde farklı hikâyeler vardı. Kimisi eve gidiyordu, kimisi başka bir hayata.
Ben ise sadece duruyordum. Gitmek istemiyordum ama kalmak da tam olarak istemiyordum. O ikilem garip bir şekilde tanıdıktı.
Vapurların kalkışıyla birlikte içimde küçük bir sızı hissettim. Sanki herkes bir yerlere giderken ben biraz geride kalıyordum. Ama sonra şunu düşündüm: Belki de herkes aynı anda bir yere yetişmek zorunda değildi.
Akşamın çöken sessizliği ve içimde kalan umut
Akşam olduğunda Eminönü biraz değişti. Kalabalık yine vardı ama gün içindeki o sert telaş azalmıştı. Işıklar suya vururken Galata Köprüsü başka bir renge büründü.
O an içimde tuhaf bir sakinlik vardı. Gün boyunca hissettiğim hayal kırıklığı tamamen gitmemişti ama yerini daha yumuşak bir şeye bırakmıştı. Belki de umut denilen şey tam olarak buydu; büyük bir değişim değil, küçük bir kabulleniş.
Eminönü’nden ayrılırken geriye dönüp bir kez daha baktım. O gün yaşadığım her şey zihnimde birikmişti. Kalabalık, kokular, sesler ve kendi iç sesim…
Ve anladım ki bazı yerler sadece gezilmez. Bazı yerler insanın içinde kalır.